Soma maden katliamı ve gay travesti ilişkisi nedir

Doğrusu şu an yazacağım yazı içinden geçtiğimiz dönemin ağırlığının ve felaketin yarattığı öfke ve acının küçücük bir parçasını oluşturuyor. Hani diyebilirsiniz ki bunu mu dert ettin. Evet, ettim çünkü içinde olduğum LGBTİ hareketinde yirmi yıldır bütün toplumsal sorunların göbekten birbirine bağlı olduğunu ve bu bağlantıyı görmeden mücadele etmenin beyhudeliğini haykırıyoruz.

Her şey AKP’nin araştırma işlerini yürüten ANAR isimli şirketin sahibi olduğu söylenen İbrahim Uslu’nun, Soma’da Başbakanın ziyareti sırasında itiraz ettiği için Başbakandan dayak ve hakaret yiyen vatandaşın “gay” olduğuna dair paylaştığı twit ile başladı. Dayak yiyen vatandaş ile LGBTİ onur yürüyüşünde çekildiği belli olan bir kişinin fotoğrafı yan yana getirilmiş, aslında hiç de birbirine benzemeyen iki kişiyi aynı kişi gibi gösterip onun da gey olduğunu “hem Taksim hem Soma, ne iş” tadında ima değil direkt kast etmiş. Böylelikle aklı sıra dayak yiyen kişiyi itibarsızlaştırmaya çalışmış.

Bu twiti ilk gördüğümde insan bu kadar mı akıl fukarası olur deyip inanılmaz derecede öfkelensem de Soma’daki durumun aciliyeti ve önemi nedeniyle geçtim. Hatta bir iki gün önce katliamdan kurtulan bir maden işçisinin sözlerine istinaden ekşi sözlükte açılan “beni bırakın mahmut’u alın onun karısı hamile” başlığı altında (ki durumun vahameti ortada) girilen entry’yi de görünce ya sabır çekerek devam ettim.

Ancak gey benzetmesi ile başlayan tartışmayla ilgili bugün Radikal gazetesinin bloğunda Haluk Temel adlı kişinin yazısını okuyunca sabrım taştı ve bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Birincisi gey, lezbiyen ya da trans olmak ahlaksızlık değildir. Hastalık değildir. Birbirinden farklı her insanda olduğu gibi bir var olma biçimidir. Birinin gey olduğunu ima etmek terbiyesizlik de değildir. Ancak İbrahim Uslu denilen kişinin yaptığı gibi kendince itibarsızlaştırmak için böyle bir benzetmeye gitmek sadece akıl ve izan yoksunluğudur.

Ancak bu akıl ve izan yoksunluğuna Haluk Temel’in itirazı başka bir akıl tutulmasına neden oluyor. Yazıda gey kelimesini defalarca “GAY” şeklinde büyük harflerle ve vurgulayarak işaret etmesi, yine defalarca terbiyesizlik, ahlaksızlık, itibarsızlık gibi ifadeleri kullanması İbrahim Uslu’nun yaptığını bir adım öteye taşıyor ve ayrımcılığı ve aşağılamayı daha da derinleştiriyor. Ayrıca fotoğrafları üzerinden zaten ifşa edilerek özel hayatın gizliliği hakları ihlal edilmiş iki kişinin de (özellikle de gey benzetmesi için fotoğrafı kullanılan kişinin) isimlerini açık açık yazarak yeniden hak ihlali yapıyor.

İtibarsızlığı hak gasplarında değil de cinsel yönelim / cinsiyet kimliği varoluşlarında bulanlara bir çift sözüm var: ortada bir itibarsızlık varsa, itiraz ettiği için Başbakandan dayak yiyen kişinin, seçimler yoluyla yasaları yapma ve uygulama yetkisini halktan alan bir Başbakanın bizatihi kendi eliyle bir vatandaşına yönelik fiziksel bütünlüğüne saldırı olmak üzere bu kişinin temel haklarını çiğnemesidir. İtibarsızlık, Soma’da böylesine bir faciaya neden olan denetimsizlik ve taşeronlaştırma yoluyla güvencesizleştirilen çalışma koşullarımızdır.

Ve odaklanılması gereken sosyal medya üzerinden bağırıp çağırmanın ötesinde bundan sonra Soma’daki katliama yönelik nasıl bir mücadele üreteceğimizdir. Güvenli çalışma hakları olmayan, yaşam hakları elinden alınmış kişilerin haklarını nasıl kazanacağımız ve hepimizi direkt ilgilendiren güvencesiz çalışmaya dair neler yapacağımızdır.

Zira, Soma’daki facia ya da katliam, iktidardakilerin bize yutturmaya çalıştığı gibi bir alın yazısı değil adına neo-liberalizm denen bilinçli bir ekonomik ve siyasi anlayışın sonucudur. LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks) bireyler de en az herkes kadar güvencesiz çalışma üzerine kurulu bu sistemin öznesidir ve bu nedenle en az herkes kadar bu mücadelenin bir parçasıdır. Çünkü siz görmek istemeseniz de aklınıza gelebilecek her çalışma alanında LGBTİ bireyler vardır.

Ayrıca burada itibarsızlaştırma aracı olarak fotoğrafı kullanılan, ismi ifşa edilen ve neredeyse hedefe konulan kişinin gasp edilen haklarını da unutmamamız gerekiyor.

Yazının başında da dediğim gibi, şu an bu önemli olmakla birlikte belki tali bir mesele ama bu izan yoksunu yaklaşıma maruz kalan herkesin şunları da okumasını can-ı gönülden istediğim için yazımı şunları söyleyerek bitireyim; LGBTİ hareketi olarak Soma maden katliamının sonuna kadar takipçisiyiz ve iş ve işçi güvenliği konularında daha kapsamlı çalışmalara dahil olarak bu sözümüzün arkasında duracağız.

Son olarak da bu faciaya maruz kalan tüm insanların acısını bütün kalbimizle paylaşıyor ve acılarını acı bellediğimizi söylemek istiyorum.

Bir cevap yazın