Travesti sadece göz korkutuyorlar

Tarihsel hareketin bir parçasıdır travesti aslında bu konu. Lambdaistanbul, Kaos GL, Pembe Hayat, Bursa Gökkuşağı ve en sonunda da 2009 yılında İzmir Siyah Pembe Üçgen Derneği’nin fesih davaları. Medeni kanunun 56. maddesine dayanmakta. 56. madde de ‘Açılacak derneklerin kanuna ve ahlaka aykırı olmaması’ hükmünü içermekte. Bu derneklerin hepsi gey, biseksüel, transseksüel ve şimdi de interseksi de kapsıyor. Şimdiye kadar mevzuatın bir bütününde bununla ilgili bir kanun yok. Bir taraftan da LGBT’liler var. Bu kanunun uygulayıcılarının yaşam tarzlarına aykırı bir şey.
Bununla ilgili bir derneğin açılacağını tahmin edemediler. Duymuşlar ama bu insanlar onlar için yeraltında kalan insanlar. Görünür olmayan insanlar bir anda ortaya çıkıyor ve kendilerini gey, biseksüel, trans olarak örgütlemeye çalışıp dernek kuruyorlar. Devlet şaşırıyor. Bunun karşısında refleks gerçekleştiriyorlar. Medeni kanunun 56. maddesine dayanarak sizin varlığınız kanun aykırı diyor. Ama dernek kuramazsınız diye bir kanun da yok. İşte kimlik mücadelesi hak mücadelesi vermeye çalışan insanlar var.

‘Lezbiyen, gey ne demek?’

Böyle bir refleksten dolayı İl Dernekler Müdürlükleri LGBT derneklerinin kurulması taleplerini aldıklarında çok şaşırdılar. “Önce derneklerle ilgili düzenleme yapın” dediler. “Lambda Türkçe değil. Lezbiyen, gey falan ne demek? Bunların açıklamasını yapın” dediler. “Türkçe karşılığını bulun” dediler. Sonra anayasanın 41. maddesine aykırı dediler. "Türk aile yapısına aykırı" dediler 41. maddeye dayanarak. Sonrasında "Atatürk İlke ve İnkılaplarına, Atatürk gençliğine" aykırı dediler. Dderneklerin feshi için İl Dernek Müdürlükleri savcılıklara başvuruyor. Kaos GL, Pembe Hayat Ankara, Gökkuşağı Bursa dernekleri için. Savcı inceliyor. Her üç dernek için savcılar bu derneklerin ahlaka aykırı olmadıklarını söylüyor. 2005’lerdeki AB uyum yasalarının çıktığı döneme denk gelir.
O güne kadar Türkiye’de olmayan gelişmeler yaşandı. Savcılar dönemsel gelişmelere göre kapatılma-fesih taleplerini reddetti. Sıkıntı yok dediler. Dernekleştiler.

“Lambdaistanbul içinse 2006 yılında durum farklı oldu. Mayıs 2006 yılında İstanbul Valiliği’ne dernek kurulması için başvuruda bulunuldu. Lambda’nın Türkçe olmadığı, ‘gey, lezbiyen nedir konusunda açıklama yapın’ dediler. Arkadaşlar da açıklamaları tüzükte belirterek verdiler. Valilik ikna olmadı. Yine aynı bahanelerle savcılığa fesih konusunda talepte bulundu. Savcı talepleri reddetti. İl Dernekler Müdürlüğü savcının kararına itiraz etti. İtiraz, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ne götürüldü. 5. Ağır Ceza Mahkemesi itirazı inceleyerek, davanın açılması gerektiğine karar verdi. Takipsizlik kararı veren savcı Lambda’nın feshi için davayı açmak zorunda kaldı.

2008 yılında fesih kararı verildi

“2007 yılında Beyoğlu 3. Asliyede yargılama başladı. 2010’a kadar devam etti. Süreç sancılı geçti. Dernekleşiyorsun ama bir anda feshedilebiliyorsun. Derneğin malları pek yok ama her şey devredilebilir. Dernek olarak Onur Haftası, etkinlikler, sokağa çıkma etkinlikleri yapıldı. Bir engel yok ama feshedilme durumu vardı. Mahkeme en nihayetinde 2008’in mayıs ayında aleyhte bir durum olmamasına rağmen feshedilme konusunda karar verdi.

“ Hakim ahlaka aykırılığın ne olduğu, kendince eşcinselliğin ne olduğu, Türk aile yapısının ne olduğu, kadın erkek eşitliğinin ne olduğu, anayasanın 10. maddesine göre düzenlenen kadın erkek eşitliğinin ne olduğu, farklı cinsel kimlik ve yönelimin belirtilmesi, kadın ve erkek cinsiyeti üzerinden belirlendiğinden dolayı, ataerkil toplum yapısı vs. kendi önyargısı, hatta bununla yetinmeyerek, AİHM 8. maddesi ile ilgili ne madde varsa aleyhte yorumladı. Bütün bu yasalar rejimin aleyhinde olmamak üzere kanunla sınırlanıyor. Ama hakim sanki rejimi tehlikeye sokacak bir dernekmiş gibi yorumladı ve derneğin feshine karar verdi.

‘Fesih kararı LBGTİ'yi yer altına itmeye çalışmaktı’

“Fesih kararıyla aslında yapmaya çalıştıkları şey LGBT Hareketi’ni yer altına itmeye çalışmaktı. Bu kararlar tam tersi büyük bir ivme kazandı. LGBT bireylerin değil tüm insan hakları alanında çalışan derneklerin, vakıfların hatta Avrupa parlamenterlerine kadar birçok siyasal kuruma herkesin tepkisi oldu. Bu tepkiyle birlikte bir hafta on gün boyunca dünya çapında gündem oluştu. Bu da tam 2007 seçimleri dönemiydi. Hareketlilik kazandı. Dernek kapatılıyor ama kapatılmayla birlikte büyük bir reklam oldu. Hakim fesih kararı vermeseydi kimse neyin ne olduğunu bilmeden her şey kapanacaktı.

Ama fesih kararı ile birlikte ciddi bir örgütlenmeye giriştik. Medya ile falan büyük bir tepki oluştu. Nihayetinde gerekçeli karar yazıldı ve bize tebliğ edildi. Biz de Yargıtay’a götürdük hatta duruşma yapılmasını talep ettik. Ankara’ya gittik bizler de. Büyük bir kitle Yargıtay’a geldi. Biz de içeri girdik. Geniş güvenlik önlemi aldılar. Savunmalarımızı yaptık. Dışarıda bekleyen kitle de Kızılay’da eylem yaptı. En nihayetinde Yargıtay derneğin fesih kararını bozdu.

“Bizim söylediğimiz, anayasanın 10. maddesine aykırı, 14. maddeye aykırı falan hepsini dile getirdik. Yargıtay öbür taraftan da dernekler bugüne kadar böyle bir şey yapıyor olabilirler, bir araya gelip amaçlar oluşturup bu amaçlar için bir araya geliyorlar olma ihtimali toplumun yapısına sirayet edip insanları gey, trans vs. durumlara özendirirse derneklerin feshi olabilir dedi. Daha önce saydıkları birçok şeyi bu ifadesiyle tersyüz etti. LGBT olma hali teşvik edici bir şey değil. Ama onlar büyük ihtimal bunu öyle düşündükleri için öyle bir kanaate vardılar.

“Yargıtay’ın bu kararı üzerine biz de karar düzeltmeye gittik. Karar düzeltmede ise taleplerimiz reddedildi. Yargıtay’ın bu cümlesinden dolayı, çünkü bu önemli bir tehlike arz etmekte. Sonuçta LGBT’ler kimlik mücadelesinden dolayı sokaklarda eylemler yapıyorlar. Her sokağa çıkma aleyhte bir durum oluşturabilir. Onların düşüncesine göre derneği kapatma vesilesi olabilir. Biz de bunu AİHM’e taşıdık. Şimdiye kadar bir şey çıkmadı. Ne derneğin bir savunma yaptığına dair bir şey geldi, ne de işleme alındığına dair bir şey yok ortada. Kısacası LGBT derneklerinin kanunlara aykırı olması sebebi büyük bir handikap oluşturuyor. Lambdaistanbul’un bu kararından sonra 2009 yılında Siyah Pembe Üçgen Derneği ile ilgili aynı sürece girildi. Valilik dernek feshi için kapatma talebinde bulundu ve savcı kabul etti. Ama oradaki yerel mahkemede süreç devam ederken Lambdaistanbul’un kararını örnek göstererek davanın reddini talep ettik ve bu da kabul edildi. Siyah Pembe Üçgen önünde bir engel kalmadı. SPoD , İstanbul LGBT Dayanışma Derneği, Ankara’da Kırmızı Şemsiye Derneği, Diyarbakır’da Hebun kuruldu. Bu derneklerin kurulması ile ilgili bir sorun çıkmadı. Sadece Mersin Yedi Renk Derneği tüzüğü İl Dernekler Müdürlüğüne verdi, dernekler müdürlüğü de Lambda’ya verilen cevap gibi 56. maddeye aykırı olması üzerine bunlarla ilgili hususları gözden geçirin ve düzeltmeleri yapıp bize getirin gibi bir beyanda bulundu. Bununla ilgili itiraz oldu ama bir şey çıkmadı. Hiç bir yasal sorun olmamasına rağmen yine de Mersin Yedi Renk böyle bir tehditle karşı karşıya. Tüzük onay belgesinin hemen öncesinde Yedi Renk Derneği hakkında Türk aile yapısına aykırı olması nedeniyle savunma istediler, yani tüzükte değişiklik yapılmasını istediler. Bunların dışında farklı bir durum şu an yok.”

‘Seks işçileri karakolda dayağa ve tacize maruz kalıyor’

LGBTİ Hareketi’nin hukuk alanında yaşadığı diğer sorunlardan biri de Kabahatler Kanunu’nda yaşanan zorluklar. Kabahatler Kanunu sorunu daha çok seks işçiliği yapan bireylere kesilen para cezası şekilde kendini gösteriyor. Sokaklarda seks işçiliği yapanlar hakkında Asayiş polisleri sık sık para cezası veriyorlar. Neredeyse her gün haklarında Kabahatler Kanunu’na dayandırılarak “çevreye zarar vermek” suçundan, otobanda seks işçiliği yapanlar hakkında ise “ trafik kurallarını ihlal etmek” suçundan cezalar kesiliyor. Seks işçileri para cezalarının yanı sıra götürüldükleri karakollarda dayağa ve tacize maruz kalıyorlar. Söz konusu sorunları birebir yaşamış olan seks işçisi Didem Sağlam ve Burak bize anlatıyor.

‘Travesti olsam da kimse aileme hakaret edemez’

“Dün (21 Mart 2014) LGBT derneğinden (İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği) bir arkadaşımızın doğum günü kutlaması vardı. Oraya gittik. Oradan dönerken Cansu diye bir arkadaşımla beraber eve gelirken Ömer Hayyam durağından sivil polislerce kolumuzdan tutulup arabaya bindirildik. Hâlbuki yanımızda hiç kimse yoktu. Arabaya bindirildiğimizde başka birileri de vardı. Yanımdaki biri “ben zor durumdayım, çocuğum var, o nedenle çalışmak zorundayım” dedi. Polis de ona “sen zevkine çalışıyorsun senin paran çoktur” cevabını verdi. Ben de lafa girip “biz meraklı değiliz üç kuruş için milletin altına yatmaya” deyince polis, “sen hiç konuşma, aileleriniz sizi nasıl yetiştirmişse ondan bu hale geldiniz” cevabını verdi. Ben de dönüp ”sen benim ailemi tanıyor musun?” diye sordum. “Hayır” dedi. Ben de “sen çocuğunu düzgün yetiştir, o zaman anlarsın” dedim. Çünkü ben çok sinirlendim. Travesti bile olsam kimse aileme hakaret edemez.

‘Yaşama hakkımız engelleniyor’

“Karakola vardığımızda arkadaşım Cansu bizi alanların polis olduğunu anlamamış. Çünkü yeni ve genç bir arkadaşım. Polise “ne bakıyorsun yeğenim?” dedi. Polis de tekmelemeye başladı. Ben de dayanamayıp kalktım ve dedim ki ”senin vurmaya hakkın yok. Darp raporu alacağız.” O esnada bütün polisler geldi. Karaköy Karakolu’nun amiri biri çıktı ve “Siz kendinizi ne sanıyorsunuz? Sizi nezarete atarız” diye tehditler savurdu. Ben de dernekten Ebru adındaki arkadaşımı aradım. Beren diye bir arkadaşa verdi telefonu. Beren telefondan, “Tutanakları aldıktan sonra hemen acile gidip darp raporu alabilirsiniz. Ona istinaden şikâyetçi olabilirsiniz. Ama saati, günü, polis eşkâline iyi bakın dedi.” Biz de saati günü aklımızda tuttuk. Hatta saatin fotoğrafını çektik kendi fotoğrafımızla birlikte. Genelde zorla imza attırıyorlar. Ben de “Zorla imza atmamıza gerek yok, dava açarız” dedim. Tutanağı okudum, “Çevreye zararım yok” dedim. Neyse oradan çıktık, tutanak bize verilmedi. Hastaneye gittiğimde arkadaşım beni aradı, polisler bizi arıyormuş ve tutanakları vereceklermiş. Neyse döndüğümde kapıda bizi bekliyorlardı. Bize hakaret eden polis yoktu ama. Polisler özür diledi. Ben de şikâyetçi olacağımı söyledim. Orada bir polis araya girip konuştu, sonra ben şikayetçi olmadığımı söyledim. Ama tekrar olursa hiç bir kuvvet tutamaz gidip şikayetçi olacağız. Çünkü travesti de olsak normal insanlarız. Çıkıp dolaşmaya ve eğlenmeye hakkım var. Ama maalesef yaşama hakkımız kısıtlanmıyor, engelleniyor.

‘Sessiz kalınca üstüne daha çok geliyorlar’

"Markete dahi çıkamıyoruz. Birkaç gün önce arkadaşımız kuaförden çıkıp evine giderken polisler durdurup “Sen çalışmaya gidiyorsun” diyerek, kolundan tutup götürdü. Artık nereden geldiğimiz bile sorulmadan alınıyoruz ve tutanaklar tutulup hakkımızda para cezaları veriyorlar. Bu çevre için iki ekip burada bekliyor. Çıktığımız gibi alıyorlar. Yani bizi gözetliyorlar. Evden çıkar çıkmaz karşımıza dikiliyorlar. Biraz cazgır olmak gerekiyormuş. Sesimizi çıkardığımızda geri çekiliyorlar. Ama sessiz kalınca üstüne daha çok geliyorlar.

“Geçenlerde Vali geçecek diye bizi sokaktan topladılar gündüz vakti.  4-5 saat tuttular bizi. Çok affedersin, Tarlabaşı Keranesi Karaköy’e taşınmış gibi oldu. 30 küsur kişi kaldık. Cazgır olan varsa en başta saldılar ama ne kadar sessiz olursan suçu kabul etmiş gibi oluyorsun ve üzerine daha çok geliyorlar.“

'Polisler günde 3-4 kez alıyor’

Birkaç aydır seks işçiliği yapmaya başladığını belirten Burak ise başından geçen bir olayı şöyle anlattı:  “Bizim çalışmadığımız veya çalışırken mola verdiğimiz çay ocağı vardı. Orada genelde tüm travestiler veya sokak kadınları zaman geçiriyorlardı. 10-15 gün önce bir arkadaşımla gittik. “Giremezsiniz” dediler. Sahibi, esnafın şikayet ettiğini ve polisin de bundan dolayı uyarı cezası verdiğini söyledi. “Sizden güzel para kazanıyorduk ama artık gelemezsiniz” dedi. Oraya gitmemiz engellendi. Yine bazı yerlerde oturduğumuzda, esnaf ‘kapatıyoruz’ diyerek orada kalmamızı engelliyor.
Çoğu esnaf polis korkusuyla bunu yapıyor. Geçen hafta lokantada oturuyorduk. ‘Toplama var’ dediler, biz de yemek yiyorduk. Polisler geçerken bizi gördüler ve içeri geldiler. Burada ne aradığımızı sordular. Biz de yemek yediğimizi belirttik. “Çabuk yiyin sizi dışarıda bekliyoruz, sizi de götüreceğiz” dediler.

“Birçok yere artık gidemiyoruz. Polisler esnafı tehdit ediyor. Şimdi tatlıcımız var sadece. Yakın zamanda oradan da kovuluruz. Eskiden günde bir defa alıyorlardı şimdi ise günde üç-dört defa alıyorlar. Sokakta ne zaman yoğun olduğumuzu biliyorlar, o zaman geliyorlar. Hafta içi gece 12-1 dedin mi almayı bırakıyorlar, sadece göz korkutuyorlar. Hafta sonları ise sabah 4-5’e kadar alıyorlar. Hafta sonları aldıklarında daha çok tutuyorlar.
Geçen gün arkadaşım şarj aletimi onda unuttuğumu söyledi. Ben de almaya gittim. Dönüşte ise başka bir arkadaşımı gördüm ve ayaküstü konuştuk. Eve gelirken polisler “geç geç içeri” dediler. Ben de yaygara yaptım. Hepimizi tanıyorlar zaten. “Daha çalışmaya başlamadım şarj aletini almaya gidiyorum” dedim. Sonra tehditkâr konuştular. “Kötü davranmıyorum beni kötü davranmaya zorlamayın” dedi ve arabaya bindirerek ceza kesti.

“Artık sadece polis bizimle uğraşmıyor. Durduğumuz Balo sokağının yukarısında Otopark var. Eski Beyoğlu Emniyet Amiri Hortum Süleyman’ın otoparkı. Oraya bazen giderdik. Artık oraya da gidemiyoruz. Şimdi polisler kovalıyor biz tekrar geliyoruz sonra esnaf da bizi kovuyor. Gözümüzü korkutuyorlar. Esnafın arkasında polisin olduğu aşikâr. “

Bir cevap yazın