Zılgıtlar kursaklarda mı kalacak?

Ahh, boşuna dememişler “gelen gideni aratır” diye. Şu sıralar İstanbul’da oturan seks işçisi travesti ve transeksüellerin dilinden bu söz düşmüyor. Oysa İstanbul’daki travesti ve transeksüeller uygulamalarından bıktıkları Celalettin Cerrah’ın Osmaniye’ye vali olarak atanmasını sevinçle karşılamış ve “Cerrahı zılgıtlarla uğurlamak isteriz” (Bianet) demişlerdi. TT’ler elbette Cerrahı zılgıtlarla uğurlama isteğini gerçekleştirmedi ama sağ olsun başka stk temsilcileri Cerrah’ın iki adım yanında şarkılarla tempo tuttu. Temenni olarak kalan zılgıtlar, söylenen şarkılar Cerrahın umurunda mı bilinmez ama İstanbul’a yeni atanan Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın deyim yerindeyse, hem zılgıtçıların hem de tempo tutanların sevincini kursağında bırakmaya yetti.

Geçen yeni atamayı konuştuğum bir transeksüel “Ay abla! Tam da Cerrah gitti diye sevinmişken, Hüseyin Çapkın’ın atanmasıyla bütün kızları derin bir endişe sardı” dedi. Aynı transeksüel çok ilginç bir ayrıntıyı da aktardı. Şöyle ki son üç yıldır onlarca tt İzmir’den İstanbul’a gelmek zorunda kalmış. Verdiği tarih ilginç çünkü tam da Çapkın’ın İzmir’e atanması ve tt olayına el atmaya başlamasına denk geliyor. Anlayacağınız “İzmir’i travestilerden kurtardık” diyen Çapkın aslında şunu demek istiyor: “İzmir’deki tt’lerin İstanbul’a göç etmesini sağladık”. Ne ilginç değil mi? Bu durum size de 12 Eylül döneminde bir grup eşcinsel ve transeksüelin tren katarlarıyla zorla Eskişehir’e sürgün edilmesini anımsatmıyor mu? AB’yle müzakere yapan Türkiye ile 12 Eylül cuntası altındaki Türkiye arasında bir fark kaldı mı şimdi? Neresinden bakılırsa bakılsın hem çok tuhaf hem de çok hazin bir durum bu.

Sürdüklerinin peşine mi düştü…

Bakın aynı transeksüel daha başka bir ayrıntı daha doğrusu bir endişeyi aktardı. O da şu: İzmir’den kaçan kızlar “Tam da Çapkın’ın baskısından kurtulduk derken, tayini buraya çıktı. Yoksa o’nu peşimizden mi yolladılar” diyormuş biraz da gullüm geçerek. Şaka bir yana, bana öyle geliyor ki bu yeni atamanın arkasındaki büyük endişelerin başında sokakta seks işçiliği ve tabi ki “tt sorunu” geliyor. Belli ki birileri bu sorunu bir şekilde çözmeyi kafasına sokmuş görünüyor. Gerçi son 6 yıldır yapılanlara bakıldığında ve yeni atama göz önünde bulundurulduğunda çözüm şeklinin nasıl planlandığı da tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok.

Bu sorunu sopa ve baskıyla çözmek! İlginçtir Hüseyin Çapkın İzmir’e ilk atandığında verdiği beyanatlarda makul açıklamalar yapmaktan da geri kalmamıştı. Mesela şu sözler kendisine ait: “İzmir’in bütün bulvarlarında travesti ve hayat kadınları var. Bu böyle olmaz. Bunları bir yerde toplamak lazım. Yer ayırmak lazım. Arayan ile aranan aynı yerde buluşacak. Böylece sorun da çözülmüş olacak” Breh breh! Ne güzel ama aslında tt’lerin de istediği de tam da bu değil mi? Ama bu olmuş mu acaba. Nerdeee… Elbette olmamış. Olsa onca tt niye kalkıp İstanbul’a göç etsin ki?

Çapkın’ın Alsancak ve Kordon’u “travestilerden nasıl kurtardığını” öğrenmek için google’a İzmir ve travesti yazmak yeter. Polis travesti mücadelesinde polisin kurşunuyla yaralanan travesti bile var. Bakın sohbet ettiğim transeksüel daha başka neler dedi: “Ay resmen abla, polisler evlerine kadar girmiş, artık bizim kızlar o kadar yılmışlar ki, ‘yeter öldürecekseniz öldürün’ demek zorunda kalmışlar”. Hadi madalyonun öbür tarafına da bakalım. Google’da sadece polis baskısı çıkmıyor elbette. Gasp yapan, hırsızlık yapan bazı tt’ler de gırla gidiyor. Bunu savunmak elbette mümkün değil. Ancak bu tür suçların da tüm tt’lere mal edilmemesi zorunlu. Heterolar da gasp yapıyor türü savunmaların arkasına da sığınmadan, tt’ler içine sızmış bu tür suçluları da engellemeyi yine emniyetten beklemek en doğrusu. Bunun da yolu olayın tümüne sosyal ve idari açıdan bakmaktan geçer. Bunun kabaca karşılığı da zaten Sayın Çapkın’ın “arayan ile aranan” ifadesinde gizli.

Çapkın bu atamayı fırsata dönüştürsün

Çapkın’ın ataması tam bir “gelen gideni aratır” örneği ama unutulmamalıdır ki Türkçede bir deyim daha var. “Dereyi görmeden paçayı sıvamak”. Öyle anlaşılıyor ki, Çapkın’a bel bağlayan irade İstanbul’daki sorunun büyüklüğünden ya haberdar değil ya da bazı şeyleri de göze almış görünüyor. Ankara ve İzmir’den baskılar sonucu İstanbul’a yapılan göç bu kentteki tt nüfusunu bazı tahminlere göre 5 binlere çıkarmış durumda. Dahası İstanbul’da tt’ler artık eskiden olduğu gibi sadece belli gettolarda oturmuyor İstanbul’un hemen hemen her semtine yayılmış durumdalar. O yüzden İstanbul’da da benzer yöntemlerle tt’leri sindirmeye çalışanlar bence iki kere daha düşünsün. Yapılacak en makul şey, bu insanları karşılarına alıp sosyal bir çözüme beraberce ulaşmanın yollarını aramak. Bence İzmir’de verdiği vaadi yerine getirmeyen Çapkın bunu İstanbul’da gerçekleştirmeli. Bu soruna sosyal açıdan bakmayı denemeli. TT’lerin polis korkusuyla değil, polis korumasında özgürce güvenlikli şekilde çalışabileceği alanlar yaratılmalı. Umuyoruz ki Çapkın İzmir’den İstanbul’daki durumu görmeden paçayı sıvamamış olsun. Zira kendisi topluma başarılı olarak lanse edilen bir polis müdürü – ki kapkaç, çete v.b konularda bence de başarılı- ve bu başarısına gölge düşsün istemez herhalde. Çözüm de son derece basit. “Arayan ile arananı” bir yerde veya bir kaç yerde polis güvenliği ve koruması altında buluşturmak. Böylece ne arayan arananı yesin, ne aranan arayanı yesin ne de polis ikisini birden.

Bir cevap yazın